Thesis Search




SEARCH RESULTS

Uluslararası hedef pazar seçimi ve uluslararası pazarlara giriş stratejileri : Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi örneği

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2012 Diğer
Küreselleşme süreciyle beraber yeterli kaynak ve birikimlere sahip olan işletmelerin ulusal pazarlardaki faaliyetlerine ek olarak uluslararası pazarlara yönelme eğilimi yaygınlaşan bir trend haline gelmiştir. Bu nedenle de artık hemen hemen bütün işletmeler uluslararasılaşma sürecinin önemini kavramış ve bu sürece dâhil olma çabalarını sergilemeye başlamıştır. Gelgelelim bu sürece dâhil olmak için sahip olunması gereken yetenekler, bütün işletmelerde var olacak kadar basit olgular değildir. Uluslararası pazarlara yönelmek isteyen işletmelerin ilk önce hedef pazar seçimi için kapsamlı bir araştırma yapması gerekmektedir. Bu araştırmaya uluslararası pazarlamaya etki edebilecek çevresel faktörlerin analizi, pazar bölümlendirme çalışması, hedef pazar belirleme stratejisinin belirlenmesi gibi birçok konu dâhildir. Daha sonra ise hedeflenen pazara giriş için optimal giriş stratejisinin doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada yukarıda değinilen konulara ışık tutmak amacıyla uluslararası pazarlarda hedef pazar belirleme sürecinin işleyişine dair teorik bilgiler verilmiş, ikinci bölümde ise hedef pazar belirlendikten sonra, bu pazara girmek için işletmenin hangi alternatif giriş stratejilerini kullanabileceği anlatılmış ve bu karar sürecine ilişkin literatürde var olan teoriler hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi'nin uluslararası pazarlara giriş süreci analiz edilmiş ve teorik kısımdaki bilgileri destekleyen sonuçlara ulaşılmıştır.

Uluslararası Hukuk açısından Afganistan suyolları

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2015 Diğer
Bu çalışmada, Afganistan Suyolları, uluslararası su hukuku açısından incelenmektedir. Ancak ilk önce, dünyada tatlı suyun azlığı ve üzerinde baskılar nedeniyle gelecekteki suyolları üzerinde uyuşmazlıkların artması ve söz konusu uyuşmazlıkların giderilmesi için uluslararası düzeyde gösterilmiş çabalar anlatılmaktır. Ardından, Afganistan suyollarının şimdiki durumu açıklanmakta ve komşu devletlerle düzenlenmiş mevcut su andlaşmaları ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır. Bu konuda, uluslararası düzeyde su hukukun kurallarına göre, Afganistan'ın gelecekteki muhtemel suyolları üzerinde projeler için, hukuksal bir dayanak bulmaya çalışılmaktadır. Bu amacı göz önünde tutarak, uluslararası su hukukunda kabul gören, uluslararası suyollarının hakça, makul ve optimum kullanım ilkesinin ışığında, suyolları üzerinde Afganistan'ın gelecekteki muhtemel tüm projelerinin hukuka uygun olup olmadığı tartışılmaktadır.

Uluslararası Hukuk ve Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde saldırı kavramı

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2010 Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Bu çalışmanın amacı ?saldırı? kavramını farklı tarihsel dönemlere göre incelemek; kavramın geçirdiği değişiklikleri irdelemek ve gelecekteki muhtemel gelişmeler öngörmek olacaktır. Söz konusu irdeleme, yalnızca tanımsal düzeyde kalmayacak ve başta Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu olmak üzere, uluslararası örgütlerin kurumsal yapısında ve pratiğinde ?saldırı? kavramının nasıl ele alındığı da incelenecektir.

Uluslararası hukuka göre Filistin'deki İsrail yerleşimi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2020 Diğer
Araştırmanın konusu uluslararası hukuka, antlaşmalara, BM kararlarına aykırı olmasına rağmen işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden İsrail yerleşimciliğidir. Çalışmamızda, araştırmacı analitik, tanımlayıcı, tarihsel ve hukuki yöntemler kullanmıştır. İsrail devleti, 1967'de Batı Şeria'yı işgalinden beri Filistin topraklarında yerleşim birimleri inşa etmeyi sürdürrmektedir. Bu yerleşim birimleri, Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri kapalı kantonlara dönüştürrmek, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgal hedeflerini gerçekleştirrmek, uygulanabilir bir Filistin devletinin kurulmasını önleyecek fiili politika oluşturmak ve Batı Şeria'daki ekonomik kaynakların kontrolünü yerleşimcilere tahsis etmek amaçlarına yönelmiş özenle hazırlanmış planlar çerçevesinde kurulmuştur. BM Güvenlik Konseyi'nin yerleşimciliği kınayan ilk uyarısı İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Filistin ve Arap topraklarındaki yerleşim politikasının yasal bir meşruiyeti olmadığını söyleyen 1979 tarihli ve 446 sayılı kararla yapılmıştır. Karar; İsrail'e, 1949 yılında imzalanan Dördüncü Cenevre Sözleşmesine, özellikle de İşgalci güç, sivil nüfusunun bir bölümünü işgal ettiği bölgelere devredemez ve yasal statüyle coğrafi niteliği değiştirecek veya 1967'den beri işgal edilen Arap bölgelerinin demografik yapısını etkileyecek herhangi bir eylemde bulunamaz ifadesi ile, 49. maddenin 6. fıkrasına uyma çağrısında bulunmuştur. 23 Aralık 2016'da 2334 sayılı kararında ise, BM Güvenlik Konseyi, 1967'den beri işgal altındaki Filistin topraklarında kurulan yerleşim birimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü'ne göre yapılan anlaşmalar, yerleşim birimlerini savaş suçu; İsrail liderlerini de savaş suçluları sayılmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı da, Doğu Kudüs dâhil, işgal altındaki Filistin topraklarındaki duvar ve yerleşim birimlerinin, yasadışı ve uluslararası hukuku ihlâl ettikleri için derhal kaldırılması gerektiğini vurgulamıştır. Anahtar Kelimeler :İsrail Yerleşimi, Duvar, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Dördüncü Cenevre Sozleşmeleri

Uluslararası hukukta Afrika bağlamında 'halk' kavramı

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2019 Diğer
Afrika halklarının uluslararası hukuktaki statüsü neydi ya da nedir? Afrika halklarının uluslararası hukukla olan ilişkisi sömürge öncesi ve sonrası nesne-özne, reddetme-kabul etme ve gözlemci-oyuncu niteliğindedir. Sömürge öncesi ve sırasında, Avrupalıların Afrika devletleri ile olan ilişkileri uluslararası hukukun sınırları dışındaydı. Uluslararası hukuk, medeni kabul edilen Hristiyan Avrupa devletleri ve Avrupa kökenli halklar içindi. Buna göre Afrikalılar ne Hristiyan ne de beyaz olduklarından dolayı medeniyetsizlerdi ve egemenlik kavramını anlayamamaktaydılar. Bu Avrupa Uluslararası Hukuku, sömürge öncesi Afrika devletlerini yok etmiş ve Afrika halkları yalnızca bu hukukun nesneleri olmuştu. Milletler Cemiyeti Misakı, manda sistemi aracılığıyla Afrikalıların Avrupa Uluslararası Hukuku bünyesinde sınırlı bir statü kazanmalarını garanti etmiş ve böylece Afrikalılar bir 'Kutsal Medeniyet İnşası' projesi haline gelmişlerdir. Birleşmiş Milletler Şartı ile Afrika halkları, artık evrenselleşmiş olan Avrupa uluslararası hukukunun süjeleri oldular. Bu yeni hukukun amacı, tüm halkların kendi kaderini tayin hakkını tanımaktı. Afrika halkları artık daha önce Avrupa uluslararası hukuku tarafından yok edilen egemenliklerini yeniden canlandırabilirdi. Ancak, sadece yapay sınırlarla oluşturulan koloni devletleri miras almışlardı. Bağımsızlık ile yeni kurulan bu sömürge sonrası devletler Uti Possidetis ilkesini benimsemiştir; böylece farklı halkları bir araya getiren yeni Afrika devletlerinin topraklarının yapaylığını tescillemişlerdir. Afrika insan hakları sistemi, Afrika devletlerini oluşturan çeşitli grup ve halklar nedeniyle grup veya halkların haklarını garanti etmektedir. Bununla birlikte, halk kavramı tanımlanmadığı için, uluslararası hukukta ve hatta Afrika sisteminde tartışmalı olmaya devam etmektedir. Afrika insan hakları kuruluşları, grup haklarını daha etkin hale getirmek için halklar kavramına çeşitli anlamlar vermişler. Afrika insan hakları sisteminin bu yenilikçi niteliğine rağmen, bazı çevrelerin kendi kaderini tayin hakkının bağımsızlık döneminde son bulduğu inancı ve Afrika Birliği'nin; üye devletlerinin bağımsızlığı, iç işlerine müdahale edilmezliği ve toprak bütünlüğü gibi kurucu ilkeleri sebebiyle, kendi kaderini tayin hakkı halen tartışmalıdır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Hukuk, Afrika Halkları, Kendi Kaderini Tayin Hakkı, Grup Hakları, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı.

Uluslararası hukukta art niyetli borçlar doktrininin hukuki sorunları

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2016 Diğer
Uluslararası hukukta ve uluslararası ekonomik ilişkilerde 'Art Niyetli Borçlar Doktrininin' ne olduğu, içeriğini ve kapsamı, yüz yıldan fazla bir süredir gerek siyaset bilimciler ve ekonomistler, gerekse uluslararası hukukçular tarafından tartışılmaktadır. Art Niyetli Borçlar Doktrini, 1927 yılında Alexander Nahum Sack tarafından kavramlaştırılmıştır. Sack'a göre 'sözgelimi bir diktatörün kendi şahsi menfaati, kendi halkı aleyhine onlar üzerindeki iktidarını artıracak amaçlarla gibi niyetlerle dışarıdan, ülke adına temin ettiği borçların anapara ve faizlerini geri ödemelerinin ilgili halklara hukuken zorla ödetilemeyeceğini ifade etmiştir. Ayrıca art niyetli borçlar, Sack tarafından ilk ortaya atıldığı günden bu yana uluslararası alanda en çok tartışılan kavramlardan biri olmakla beraber, uluslararası hukukçular arasında da farklı görüşler, farklı yaklaşımlar ve çelişkili yorumlara yol açarak, uluslararası alacaklılar ve borçlu devletler arasında da pek çok sorun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu tartışılan ve çelişkili olan görüşlere bakıldığında bazı uluslararası hukukçular tarafından art niyetli borçlar doktrini aleyhine olarak, bu doktrin uluslararası hukukun kurallarına aykırı olmaktan öte, uluslararası ekonomik ilişkilere bir meydan okuma olarak görülmüş, bu doktrini desteklemek üzere uluslararası hukukta hiç bir hukuki dayanağı olmadığı öne sürülmüştür. Diğerlerine göre ise, art niyetli borçlar doktrininin uluslararası hukukun kuralları temelinde pek çok hukuki dayanağı olduğu ifade edilerek, ekonomik, sosyal ve kültürel insan hakları başta olmak üzere, insan hakların ihlallerine karşı diğer uluslararası hukukun doktrinlerinde olduğu gibi art niyetli borçlar doktrinine de hukuki ve ahlaki çerçevede ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır. Bu tezin amacı art niyetli borçlar doktrinini farklı tarihsel dönemlere göre incelemek, doktrinin geçirdiği değişiklikleri irdelemek ve uluslararası insan hakları hukukunun kuralları başta olmak üzere uluslararası hukukun kurallarına dayanarak, art niyetli borçlar doktrinini meşru kılınması amacıyla hukuki dayanakların belirlenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmada karşılaştırmalı yöntemi kullanılarak, art niyetli doktrinin farklı dönemlerde uluslararası toplum ve devletler tarafından nasıl anlaşılmış olduğu; söz konusu uluslararası hukukçuların farklı görüşleri nedeniyle ortaya çıkan hukuki sorunlar üzerindeki etkileri de gösterilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Hukuk, Art Niyetli Borçlar Doktrini, Sorunlar

Uluslararası hukukta devletlerin içişlerine karışmama ilkesinin incelenmesi: Bangladeş örneği

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2021 Kamu Hukuku Bilim Dalı
Devlet egemenliği teorisi, uluslararası hukukun ana ilkelerinden biridir. Ayrıca, uluslararası hukuk çerçevesinde devletler arası ilişkiler ve benzeri platformlarda en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. Günümüzde egemenliğin klasik anlayışı hakkında birçok tartışma bulunmaktadır. Küreselleşme sürecinin etkisi, uluslararası hukukun gelişimi ve benzeri sebepler, klasik egemenlik anlayışında değişikliğe yol açmıştır. Ancak, doktrinde tartışılan bu değişikliklere rağmen ilkenin bazı esas prensiplerinin korunduğu ileri sürülmektedir. Devlet egemenliği teorisinin bu esas prensiplerinden, devletlerin egemen eşitliği ve devletlerin içişlerine karışmama ilkesi önemli bir yer teşkil etmektedir. Devletlerin içişlerine karışmama ilkesi, kapsayıcı nitelikte olup müdahale yasağı ve karışmama kavramlarını içermektedir. Müdahale yasağı, doğrudan silahlı çatışma ve savaş gibi unsurları içerirken karışmama daha hafif bir niteliği taşıyan, savaşa varmayan veya dolaylı karışma unsurlarını kapsamaktadır. Modern çağdaki karışma olaylarında çeşitlilik görülmektedir. Buradan kaynaklanan nedenlerle, hangi eylemlerin yasaklanmış karışmayı oluşturacağı konusunda kesin çizgiler bulunmamaktadır. Bu tür sebeplerden, karışmama ilkesinin kapsamı ve niteliği hususunda farklı problemler yaşanmaktadır. Bunları göz önünde bulundurarak, karışmama ilkesinin hukuki olarak incelenmesi amaçlanmaktadır. İlkenin hukuki dayanakları çerçevesinde yapılan analizler neticesinde karışmama ilkesinin kapsamı ve niteliği konusunda bir sınır belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, egemen devlet olarak Bangladeş'teki karışma olayları incelenmiştir. Bu incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda, Bangladeş'te yaşanan olayların yasaklanmış karışma niteliğine sahip olup olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, Bangladeş örneği, karışmama ilkesinin kapsamı ve niteliğinin belirlenmesine katkı sunacaktır.

Uluslararası hukukta güvenlik politikaları ve terörle mücadele: 11 Eylül sonrası mevzuatlarının insan haklarına uyum sorunu

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2017 Diğer
Soğuk Savaş sonrası bir türlü şekillenemeyen uluslararası sistemin yapısı, 11 Eylül Terör saldırılarından sonra uluslararası toplumun güvenlik algısı özellikle terörizm küresel bir boyut kazanmıştır. Özellikle uluslararası hukuku ve onu şekillendiren kurallara ciddi bir tehdit oluşturan terörizm karşısında toplumların güvenlik duygusunu yitirmeye başlaması karşısında uluslararası hukukun güvenlik politikaları ve terörle mücadele etmek için yeni yöntemler geliştirmesi ile beraber uluslararası toplumda insan hak ve hukukları sorununu da gün yüzüne çıkarmıştır. Bu nedenle 11 Eylül sonrası geliştirilen güvelik politikaları ve terörle mücadele mevzuatlarının insan haklarıyla olan ilişkisi günümüze kadar dünya gündemini meşgul etmektedir. Çünkü uluslararası hukuk uluslararası toplumun güvenliğini sağlamak için teröre karşı mücadele vermeye başladığı an itibariyle insan haklarına müdahale etmeye mecburiyeti ile karşılaşmak durumunda kalmıştır. Dolayısıyla bireylerin bazı hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması anlamını taşıdığını, güvenlik adı altında insan hakları ve özgürlüklerinin dar bir alana sıkıştığı bilinmektedir. Bu çalışma; hali hazırda bir güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkan terörizmi ve güvenlik hakkı olan insan hakları arasında ortaya çıkan tartışmalar, güvenlik ve terör önlemlerinin, insan haklarının nereye kadar sınırlandıracağını ya da özgürlüğünü ne kadar daraltacağı hususuna dair yapılmış bir çalışmadır. Anahtar Kelimeler: İnsan Hakları, Güvenlik Politikaları, Terörizm, Terörle Mücadele Mevzuatları

Uluslararası Hukukta kimyasal ve biyolojik silahların taşınmasına yönelik düzenlemeler

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Biyolojik ve kimyasal silahları kanun dışı ilan eden sözleşmelerin 1972 ve 1993 yıllarında imzalanmasına rağmen, kullanımlarının tehdidi hala gündemdedir. Bunun bir örneği, bu silahların Suriye İç Savaşı'nda kullanımı mükerrer olaylarda görülmektedir. Bu silah türlerinin tarihi, savaş kurallarını düzenleyecek, insanlık dışı savaşın yütütülmesini yasaklayacak ve bu silahları kullanmakta suçlu bulunan insanlar, insan grupları ve ülkelere ceza getirecek organların oluşturulması girişimleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Bu tür organlar, II. Dünya Savaşı ardından düzenlenen uluslararası ceza mahkaemeleridir (Nürnberg, Tokyo ve Khabarovsk ceza mahkemeleri). Bunlar ise yukarıda belirtilen sözleşmelerin imzalanması için bir ivme idi. Bu çalışmada, uluslararasi hukukta kimyasal ve biyolojik silahların taşınmasına yönelik düzenlemeler analiz edilmiştir. Üç bölümden oluşan araştırmanın birinci bölümünde, hukuk ve savaş geleneklerini düzenleyen uluslararası organların kurulmasının yüzyıllar boyunca süren tarihi ele alınmış. Orta Çağ'dan XX. yüzyıla kadar, Bölgesel ve Ekümenik Konsiller döneminden 8 Mayıs 1945 tarihli Londra Anlaşması'na geçiş sürecinde uluslararası ceza mahkemelerinin oluşturmasıyla ilgili sıkıntılar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde XX. yüzyılın başında kimyasal ve biyolojik silahların icat edilmesi, gelişmesi ve kullanmasında suçlu olan Japon militaristleri üzerinde Khabarovsk savaş suçu duruşmalarının akışı ve sonuçları incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise ABD biyolojik savaşı ve kitle imha silahıyla gerçekleştirilen terör eylemleriyle ilgili bilgiler ele alınmıştır. Aynı zamanda bu kısımda, geçmişte Orta Doğu'da ve 2011 yılından itibaren başlayan Suriye İç Savaşı sırasında kullanıldığı kimyasal ve biyolojik silahların tarihi araştırılmıştır. Bunlara ek olarak, üçüncü bölümde bu silahların üretimi ve kullanımını yasaklayan uluslararası sözleşme ve örgütlere yer verilmiştir. Bu çalışmaya daha praktik niteliği getirmek için ise 'Kimyasal ve Biyolojik Silahların Tehdidi ve Silahsızlanma Seçenekleri' adlı bir mülakat analiz edilmiştir.

Uluslararası Hukukta toprak bütünlüğü kavramı: Sırbistan ve Gürcistan örnekleri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2017 Diğer
Çalışmada uluslararası hukukta ve ilişkilerde en önemli ve tartışmalı kavramlardan biri olan toprak bütünlüğü kavramı, tarihi süreç içerisindeki gelişimi ve uluslararası hukuk açısından anlamı itibariyle incelenmiştir. Toprak bütünlüğü ilkesinin uluslararası hukukun yapıtaşlarından birisi olduğunun tespitinin amaçlandığı bu çalışmada, toprak bütünlüğü ilkesiyle beraber diğer uluslararası hukukun temel ilkeleri ve toprak bütünlüğünü koruyan mekanizmalar, ulusal ve uluslararası kaynaklar taranarak incelenmiştir. Sırbistan'ın özerk bir bölgesi olan Kosova'nın Batılı devletlerin desteğiyle beraber bağımsız bir ülke haline gelmesi ve ardından daha önce Gürcistan'ın özerk bir cumhuriyeti olan Abhazya'nın ve özerk bir bölgesi olan Güney Osetya'nın Rusya Federasyonu tarafından bağımsız iki ayrı devlet olarak tanınması Sırbistan ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğü açısından değerlendirilmiş ve yaşanan tüm bu sürecin toprak bütünlüğü kavramına etkileri ortaya konulmuştur.

Uluslararası ilişkilerde dini kimliklerin rolü

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2019 Din Sosyolojisi Bilim Dalı
Son kırk yılda, İsrail-Filistin çatışması gittikçe kutuplaşmış dinsel terimlerle ele alındı. 1970'lerin sonlarından itibaren, İran'ın İslam devrimi dünyanın dikkatini İslamcı aktörlere yoğunlaştırdı. Ancak, 11 Eylül 2001'de New York'a ve Pentagon'a yapılan terör saldırıları ve ardından gelen Avrupa kıtasındaki terör saldırıları modern uluslararası ilişkilerde din profilini benzeri görülmemiş bir düzeye çıkardı. Tarih boyunca din ve politika arasındaki temel rekabet ilişkilerine rağmen, her ikisinin ortak kültürel paydalarla birbirine bağlı olması, din ve siyaset ilişkisinin giderek daha da sıkılaşması ve uluslararası siyasette dini söylemin artmasını dikkate alarak bu konuyu tez çalışması için uygun gördük. Tezimiz Giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın önemi, amacı, metodu ve yöntemi hakkında bilgi vererek, son zamanlarda yapılan din araştırmalarıyla ilgili mukayeseli tahlil yapmaya çalıştık. Birinci bölümde Vestfalya Antlaşmasıyla siyasete hakim olan Vestfalya paradigması ve küreselleşme ekseninde dinin yeniden siyaset sahnesine dönüşü kronolojik olarak incelenmiştir. İkinci Bölümde sekülerleşme, modernizm, post-sekülerizm ve de-sekülerleşme süreçleri, bu süreçlerde dini kimlik oluşumu ve küresel düzeyde eğilimleri ele aldık. Üçüncü Bölümde din ve siyaset ilişkisi, dinin çatışma, barış ve uzlaşı süreçlerinde rolü, meşruiyet ve demokrasi ekseninde dindarlık ve siyasileşme olgularını incelemeye çalıştık. Dördüncü Bölümde kurumsal din anlayışı ve ulusötesi dini aktörlerin, devletlerin dış politikası ve küresel siyaset düzeyinde faaliyetleri ve politik etkilerini araştırmaya çalıştık. Sonuç bölümünde elde edilen bulgular genel bir analize tabi tutularak araştırma tamamlanmıştır.

Uluslararası ilişkilerde kamu diplomasisi: Türk-Rus ilişkilerinde bir etken olarak kamu diplomasisinin yeri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Diğer
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Rusya Federasyonu iki kutuplu dünyaya dayanan 'arkadaş-düşman' söylemleri kullanarak kamu diplomasi yöntemlerini artık kullanamadı. Bu çalışma, resmi belgeleri ve kamu konuşmaları analize ederek, Rus devletinin diğer ülkelerin toplumlarıyla ilişkileri alanındaki politikasının 1999 - 2018'de nasıl değiştiğini göstermektedir. O yıllar, Vladimir Putin ve Dmitry Medvedev Rusya'nın yönetiminin başındaydı. Rusya ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler kamu diplomasi lensinden bakılmaktadır. Bu çalışmanın ana amaçlarından biri, kamu diplomasisinin Rus-Türk ilişkileri üzerindeki etkisine bakmaktı. Çoğu durumda, siyasi ortamın değişmesi Rusya'nın Türkiye'ye yönelik kamu politikasının değişmesi anlamına gelmektedir. Fakat son yıllarda, medya kanallarının kullanımıyla ve genel olarak, Rus makamlarının kamu diplomasisinin önemine daha fazla dikkat etmesi ile birlikte, Rusya'nın kamu politikası, Türkiye'yle ilişkilerinde politik gündemini belirlemeye başladı

Uluslararası ilişkilerde yumuşak gücün kullanımı ve Rusya'nın yumuşak güç araçları

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2017 Diğer
Siyasi ve ekonomik süreçlerin küreselleşme ile birlikte artan bağımlılığının bugünkü koşullarında herhangi bir zorlamanın kullanılması durumunda, yüksek olasılıkla kendine karşı daha sert dönüşler içerdiğinden etkilemenin yumuşak güç gibi dolaylı yöntemler dünya siyasetinin önemli enstrumanı/aracı olarak daha çok öne çıkmaktadır. Joseph Nye tarafından 1990'larda ortaya konulan yumuşak güç kavramı dünyada çok tartışılmıştır ve kullanmaya başlamıştır. Bu çalışma, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bağlamında yumuşak güç ve kamu diplomasisi kavramlarına tarihsel ve kuramsal olarak incelemekte, yumuşak gücün dünyadaki başarılı örneklerini analiz etmektedir. Sovyet sonrası kaybettiği otoritesi, imajını ve gücü yeniden kazanmaya çalışan Rusya'nın dış politikası ve yumuşak güç politikasını araştırmaktadır. Ayrıca Sovyet dönemindeki birikimlerinden yararlanarak Rusya Federasyonu'nun yumuşak güç veya kamu diplomasisi araçlarını yeniden canlandırma süreçleri, Rusya Federasyonu'nun dış politikasını uygulamakta yumuşak gücün ne kadar etkili bir araç olduğu, bu alandaki Rusya sivil toplum kuruluşlarının işlevleri önemliliği, özellikle Rossotrudnichestvo kuruluşunun faaliyetleri incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Yumuşak güç, Rusya'nın yumuşak gücü, Rus dış politikası, Rusya'nın yumuşak güç araçları, Rossotrudnichestvo

Uluslararası işbirliği projeleri ve Orta Asya: Bağımsızlıkları koruyacak güç dengesi için arayışlar

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2017 Diğer
Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu elde edilen egemen devlet statüsü, birlik cumhuriyetlerine iç ve dış politikada bağımsız hareket etme hakkını kazandırmanın yanı sıra bu bağımsızlığı devam ettirme sorumluluğunu da beraberinde getirmiştir. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan olmak üzere Orta Asya ülkeleri de söz konusu sorumluluğu yerine getirmede, mevcut şartlar ve uluslararası sistemin yapısı gereği, çeşitli devletlerarası işbirliği girişimlerinde bulunmuşlardır. Bu tür girişimlere sebep teşkil eden ekonomik, askeri ve sosyal faktörler de göz ardı edilmemekle birlikte, bölge ülkelerinin yer aldığı işbirliği projelerine sebep olan siyasi beklentiler bu çalışmanın temel araştırma konusunu oluşturmaktadır. Tezin temel amacı, Orta Asya ülkelerinin kendi aralarında ve bölge dışı aktörler ile yaptıkları işbirliği projelerinde, ülke bağımsızlığını koruma ve dış politikada siyasi güç dengesi oluşturma yönündeki girişimlerini analiz etmektir. Çalışmanın temeli, 'birçok bölgesel entegrasyon girişimleri, üye devletlerin, egemenlik haklarından ödün vermelerinin bir neticesi iken, Orta Asya topraklarında meydana gelen entegrasyon hareketlerinde, bölge ülkelerinin egemenliklerini koruma amacının önemli bir sebep teşkil ettiği' tezine dayanmaktadır. Geçmişteki yönetim tarzı ile ona karşı gelen değerlerin harmanlanmasını gerektiren çok yönlü işbirliği, bölgeyi kendi etki alanına katmak isteyen güçler arasında dengeyi sağlayacak sayılı stratejilerden biriydi. Lakin söz konusu strateji yalnızca bölge ülkelerinin ihtiyaçları ile sınırlı olmayıp, işbirliğine taraf olacak dış güçlerin geniş çaplı jeopolitik hedefleri ile de doğrudan bağlantılı olduğu için yapılan işbirliği projelerinde bölge dışı ilişkiler ağırlık kazanmıştır. Ayrıca, ilk yıllarda arka arkaya imzalanan bölge içi işbirliği anlaşmalarına rağmen, devlet inşa süreci boyunca ülkelerin kalkınma fırsatlarında meydana gelen farklılıklar ve bu kalkınmaya engel oluşturacağı endişesi yaratan ortak kaynaklar üzerindeki tartışmalar bölge devletlerini birbirinden uzaklaştırmıştır. İçerde artan bir mesafe söz konusuyken, Rusya'nın bölgeyi yeniden kendi etki alanına alacağı endişesi, bölge ülkelerini Batı dünyası ve Çin ile işbirliğine yöneltmiş, Türkiye, İran, Hindistan ve diğer eksen ülkeler olmak üzere bölgeye ilgi gösteren aktör sayısındaki artış da Orta Asya açısından işbirliği alanını gittikçe genişletmiştir. Çalışmanın kuramsal boyutu, realizmin ulusal çıkar algısına dayanan devlet bekası, bu bekanın güç dağılımının eşit olmadığı anarşik yapılı bir uluslararası sistemde güç dengesi kuramının dengeleme stratejileri aracılığıyla devam ettirildiği varsayımı ve bu hususta varılan devletler arası işbirliği girişimlerinin işlevsel boyutunu ele alan fonksiyonalist paradigmadan oluşmaktadır. Söz konusu kuramsal çerçevenin Orta Asya ülkelerinin taraf olduğu işbirliği projelerine uygulanmasıyla, bölge içi entegrasyonun sağlanamamasının ve bölge dışı aktörler ile olan çok yönlü de

Uluslararası işgücü göçü, işsizlik ve ekonomik büyüme: OECD ülkeleri üzerine panel veri çalışması

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2016 İkt. Gelişme ve Uluslararası İkt. Bilim Dalı
Göç ve sayısız etkileri hem geleneksel hem de çağdaş küresel ekonomik alanda en önemli konuların başında gelmektedir. 1929 borsa krizi sonrası büyük depresyonun ortaya çıkması ve 1945 yılındaki İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda, fakir ülkelerden hem vasıflı ve vasıfsız işgücünün göçü hızla artmıştır.Göçün işsizliği arttırdığı ve ekonomik büyümeyi yavaşlattığı popüler bir tartışma konusudur. Bu nedenle, bu araştırmanın temel konusu uluslar arası işgücü göçünün nedenlerini, sonuçlarını, tarihsel trendlerini ve OECD ülkelerinde işgücü göçü, işsizlik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkilerini ve etkilerini anlamaktır. İşgücü göçü, vasıflı ve vasıfsız bireylerin kendi ülkelerinden ayırıp gelişmiş ülkelere çekmek için hem iç hem de dış faktörlerin bir sonucudur. İşgücü göçünü tersine çevirmek için, her hükümetin istihdam olanakları sağlayacak ve yoksulluğu azaltacak elverişli bir ortam yaratması gerekmektedir. Aynı zamanda, iyi bir kurumsal çerçeve oluşturmalı, yolsuzluğa sıfır tolerans gösterilmeli, gerekli ihtiyaç duyulan altyapıyı (istihdam olanakları, ekonomik ve işlevsel eğitim, iyi sağlık bakım sistemi, güvenlik, iyi yollar ve ulaşım sistemleri) sağlamalıdır. Bu tezin amacı 1985-2013 dönemini kapsayan verilere dayanarak ve panel eşbütünleşme analizi kullanılarak 17 OECD ülkesinde kişi başına GSYIH ve işsizliğin göç üzerindeki etkisini incelemektir. Westerlund ve Edgerton'ın (2008) yatay kesit bağımlılığını dikkate alan yapısal kırılmalı panel eşbütünleşme analizi yardımıyla ele alınan makroekonomik serilerde yapısal kırılmalar endojen bir şekilde tespit edilmiştir. Modeldeki kısa ve uzun vadeli etkiyi belirtmek için hata düzeltme modeli kurulmuştur. Uzun vadede, Avustralya, Kanada, Finlandiya, Hollanda ve ABD'de Panel AMG testi sonuçları kişi başına gelir ve uluslar arası işgücü göçü arasında negatif bir ilişkinin varlığını desteklemektedir. Yüksek kişi başı gelire sahip olan ülkeler, gelirlerini korumak amacıyla göç yolunda kısıtlayıcı ve seçici politikalar uygulamaktadır. Ancak, Avustralya, Almanya, Norveç, İspanya, İsveç, İsviçre ve ABD'de, beklendiği gibi, işsizliğin işgücü göçü üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır. Aksine, kısa vadede kişi başına düşen gelir işgücü göçü üzerinde olumlu bir etkiye sahip iken işsizlik ve işgücü göçü arasında negatif bir ilişki var olduğu görülmektedir.

Uluslararası işletmeleri başarıya götüren faktörler: Kosova'daki Türk işletmeleri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2016 Diğer
Bu araştırmanın temel amacı Kosova Pazarında faaliyette bulunan Türk firmalarının başarı faktörlerini ortaya koymaktır. Bu ana amacın dışında, aynı zamanda oradaki Türk firmaların özellikleri, Kosova pazarını seçmelerinde etkili olan faktörler, seçtikleri giriş stratejileri ve Kosova pazarında karşı karşıya kaldıkları engellerin de ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Türkiye ve Kosova arasındaki yakın dostluk ve ortak geçmiş tarihe sahip olmaları aralarında farklı anlaşmaların oluşmasında etkili olmuştur. Bu önemli anlaşmaların gerçekleşmesi, Türk yatırımcıların Kosova pazarında yer almasını teşvik etmiştir. Çok sayıda Türk firmasının Kosova pazarında faaliyete bulunması doğrultusunda bu araştırmanın yapılması gerekli görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre, firmaların çoğu küçük ve orta büyüklüktedir. Aynı zamanda, önemli büyük şirketler de Kosova'da yer almaktadır. Bununla beraber, seçtikleri pazara girme stratejileri ilk olarak doğrudan yeni yatırımlar ve ardından doğrudan ihracattır. Kosova pazarında yer alan Türk firmalar için en önemli başarı faktörleri ise hizmette kalite ve tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Beraberinde yetenekli personel ile çalışmak, eğitimli personel ile çalışmak ve tüketicilerin beklentilerine uygun ürünler uygulamak gibi ifadeler de önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Başarı faktörleri, Doğrudan yeni yatırım, Anlaşmalar, Türk firmaları,Kosova pazarı

Uluslararası markalaşma sürecinde halkla ilişkilerin yeri ne önemi: Kazakistan pazarında faaliyet gösteren Türk tekstil firmalarına yönelik bir inceleme

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Diğer
Günümüz koşullarında rekabet markalar arasında sürdüğünden, markalaşma bir işletmenin en stratejik yatırımlarından biri konumundadır. Markalaşma ekonomik sistem içerisinde rekabet kavramının somutlaşmış bir şekli olup, bir firmanın organizasyon yapısının tamamını ilgilendirmektedir. Markalaşma aslında aynı zamanda ürünün değerini belirleyen, tüketicilerin yapacağı tercihlerdir. Tüketicinin davranışları markaya verdiği önemle birlikte satın alma davranışlarını etkileyecektir. Bu çalışmanın amacı uluslararası markalaşma sürecindeki halkla ilişkilerin yeri ve önemini incelemek, bu süreci etkileyen faktörleri sınıflandırarak ortaya koymaktır. Markalaşma sürecine etki eden iletişim, reklam, halkla ilişkiler ve bütünleşik pazarlama iletişimi gibi diğer kavramların incelenmesinin ardından markalaşma sürecine etkileri belirlemektedir. Çalışmada, markanın uluslararasılaşması, uluslararası marka olabilmenin gereklilikleri, sürdürebilir rekabetçi üstünlükleri belirtilerek, markalaşma sürecindeki unsurlar incelenmektedir.

Uluslararası medyada emperyalizm temsilleri: Somali örneği

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2021 Diğer
Bu çalışmanın konusu, Somali'deki ulusal medyaya nazaran daha aktif ve göz önünde olan uluslararası medyanın, Somali halkına etkisi çerçevesinde şekillendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı; Somali'deki yabancı medyanın (BBC Somali ve VOA Somali) Somali ile ilgili haberlerinin sonuçlarını, içeriklerinin analizini ve medyanın gerçeği yansıtmasının veya yansıtmamasının öneminin ortaya konmasıdır. Çalışmanın yöntemi; belirlenen tarih aralığında incelenen konuların içerik analizi yapılarak, tablo şeklinde somutlaştırılmasıdır. Bu çalışma, Somali'deki ulusal medyanın geliştirilmesine yönelik öneriler ile sonuçlandırılacaktır. Bu çalışmanın amacı, daha olumlu bir Somali imajı yaratmak ve uluslararası medyanın Somali'yi olduğu gibi göstermediğinin herkes tarafından fark edilmesini sağlamaktır. Bu sorunların çözümü tabii ki Somali'nin yerel medyasının güçlendirilmesi ve bundan daha önemlisi Somali halkının ulusal medyayı takip etmesine dayanmaktadır. Genel çerçevede BBC Somali ve VOA Somali, web siteleri yayınlarının, radyolarının, haberlerinin etkileri açıklanmıştır. Kültürel emperyalizmin Somali halkı üzerindeki olumsuz etkileri bir örnek ile açıklanmıştır. İçerik analizi yöntemiyle elde edilen tablolardan sayısal veriler istatistiksel analizlerle yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular çerçevesinde, uluslararası medyanın da Somali'de yaşanan olayları ne kadar yansıtmaya ihtiyaç duyduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Somali, Emperyalizm, Sömürge, Kültür, Medya Temsiller

Uluslararası müdahale etkinliği: Libya ve Kosova karşılastırmalı bir analiz

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2017 Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Şüphesiz, uluslararası müdahale, uluslararası ilişkiler teorisinde en tartışılan konulardan biri olmuştur. Dolayısıyla, bu entelektüel tartışmada birçok farklı tanım ve yorum yapılmıştır. İnsani müdahale çok karmaşık bir kavramdır, çünkü bir yandan egemen bir devlete uluslararası müdahaleyi ve son çare olarak savaşı içermektedir. Öte yandan, sivillerin sistematik bir şiddet ile karşı karşıya kaldıklarında, yabancı aktörlerin yani devletlerin, egemenliğe bakılmaksızın müdahalede bulunmaları gerektiği savunulmaktadır. İnsani müdahaleye veya Koruma Sorumluluğu (R2P) doktrinine dayanan çeşitli uluslararası müdahaleler yapılmıştır. En çok tartışılan uluslararası müdahalelerden ikisi Kosova (1999) ve Libya (2011) vakalarıdır. Elbette ki her iki olaydan da sayısız anlamlı ders çıkarılabilir. Her şeyden önce, bu müdahalelerin her ikisi de çoğunlukla Batı devletlerin yer aldığı NATO liderliğindeki bir koalisyon tarafından planlanmış ve yürütülmüştür. Ayrıca, bu uluslararası müdahaleler, ilkeler ve değerler adına yapılan savaşlar olarak ilan edilmiştir. Bununla birlikte, Kosova'ya İlişkin Bağımsız Uluslararası Komisyon tarafından hazırlanan Kosova Raporuna göre Yugoslavya üzerindeki NATO savaşı yasadışı ancak meşru olarak belirlenmiştir. Aksine, 2011 yılındaki Libya müdahalesi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1973 tarihli Kararı ile yürütülmüştür. Bu tezin amacı, insani müdahale veya Koruma Sorumluluğu doktrini adına yapılan uluslararası müdahalenin gerçek anlamı ve uygulanmasıyla ilgilidir. Bu çalışmanın odak noktası, uluslararası müdahalenin teorik ve pratik çerçevesidir. Bu tezde, askeri uluslararası müdahale öncesinde, sırasında ve sonrasında Kosova ve Libya'daki tarihi ve siyasi koşullar incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Müdahale, İnsani Müdahale, R2P, Kosova, Libya.

Uluslararası otel zincirlerinin Madagaskar turizm pazarına giriş stratejileri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2013 Diğer
Bu tezin ana amacı uluslararası otel zincirlerinin Madagaskar turizm pazarına girişimlerinde kullanabilecekleri uygun giriş stratejilerini tespit etmek ve öneriler sunmaktır. Bir örnek olay çalışmasına dayalı nitel araştırma kullanılmıştır ve veri toplama, şirketin yetkili kişilerden birisi ile telefonla yarı-yapılandırılmış mülakat form temel alarak yapılmıştır. Tezin birinci bölümü uluslararasılaşma teorilerine, hizmet işletmelerinin özellikleri ve firmaların yabancı pazarlara giriş nedenlerine odaklanmıştır. İkinci bölümde ise, otel zincirlerinin yabancı pazarlara giriş stratejilerine ve Madagaskar pazarında dikkate alınması gereken faktörlere ayrılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde, Accor zincirinin Antananarivo?daki Ibis otel örnek olayında Madagaskar pazarına girerken kullandığı pazara giriş stratejileri, bu stratejileri seçmesinde dikkat ettiği kriterler ve Madagaskar pazarında ürün ve hizmetlerinin pazarlamasını tarif etmesi ve incelemesi olayı işlenmiştir. Sonuç olarak, uluslararası otel zincirlerinin Madagaskar pazarına uygun giriş stratejileri olarak: franchising, yönetim sözleşmesi veya ülkede bir ortak bulup ortak girişim oluşturmak olarak önerilmektedir.