Thesis Search




SEARCH RESULTS

Biyokompozit yapı malzemesinin uygulama potansiyeli ve sürdürülebilir konstrüksiyonlar ıçin dayanımının iyıleştirilmesi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Yapı Fiziği ve Malzemesi Bilim Dalı
Biyokompozit, yapısına katılan oluşturucu malzemelerden en az birinin bitki bazlı malzeme olan bir elyaf ve bağlayıcı matris malzemesi bileşimidir. İnşaat sektöründe yenilenemeyen malzemelerin kullanımı çevre üzerinde olumsuz bir etki bırakmaktadır. Bu olumsuz etkilerin azaltılmasına yardımcı olmak üzere, inşaat sektörünün, inşaat malzemelerine olan talebi doğal elyaflı kompozit malzemelerle karşılaması düşünülebilir. Karbon ve cam elyafı gibi fosil türevli elyafların önemli miktarda enerjiye ihtiyacı vardır ve üretim sırasında atmosfere CO2 emisyonunu salarlar ve bu fenomen sera etkisinin ana nedeni olarak kabul edilir. Uçaklarda ve otomotiv iç bileşenlerinde biyokompozit malzemenin kullanılmasıyla ilgili yapılan çalışmalar, biyokompozit malzemenin sürdürülebilir yapılarda da uygulanmasının bir yolunu keşfetmek adına büyük bir ilham kaynağı oluşturmaktadır. Biyokompozit malzeme, sentetik elyaf takviyeli kompozit malzemeye göre düşük mekanik güce sahiptir. Ancak, uygun malzeme mukavemetini ve geometrik optimizasyon yöntemlerini bularak bu malzemenin küçük ölçekli yük taşıyıcı yapılarda kullanılması büyük bir potansiyel olarak görülmektedir. Biyokompozit malzeme yüksek nem emilimi, düşük gerilme mukavemeti ve eğilme sertliği sergilemesine rağmen, bu malzemenin yapılarda kullanım potansiyeli incelenmektedir. Bu araştırmada biyokompozit yapı malzemelerinin sürdürülebilir yapılarda potansiyel uygulamalarına ve bunların güç optimizasyon yöntemlerine değinilmektedir. Polilaktit (PLA), elastomer ve yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) polimerleri ile % 70 elyaf hacmine sahip tarımsal saman elyafından yapılan bu araştırmada dört çeşit biyokompozit malzeme incelenmiştir. Biyokompozit malzemeye farklı mukavemet geliştirme yöntemleri uygulanmış ve mekanik performansları üç noktalı eğme testi, çekme testi ve su emme testi ile incelenmiştir. Ayrıca, malzemenin davranışını modelleyerek analiz etmek için sonlu elemanlar analizi kullanılmıştır. Bu analiz yönteminde, biyokompozit yapının mekanik özelliklerini ölçmek ve analiz etmek için belirli varsayımlar kullanılmıştır. Elyafların seçimi ve dağılımı, kimyasal işlemler ve farklı üretim yöntemleri gibi biyokompozitlerin mekanik performansını etkileyen çeşitli parametreler ile, farklı lamine ve sandviç akustik biyokompozit paneller ve mimarlık alanında gelecekteki potansiyel uygulamaları bu tez kapsamında incelenmiştir.

Biyokömür ve organik gübre uygulamalarının kıvırcık salata (Lactuca sativa L. var. Crispa) ve soğan (Allium cepa L.) bitkilerinin gelişimi ve kimyasal gübreden yararlanma oranına etkileri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2019 Diğer
Bu çalışmanın amacı, değişen inorganik gübre (%100, %50 ve %0 İG) uygulaması koşullarında keçi gübresi (KG) 5 t ha-1 ve bundan elde edilen biyokömürün (BK) 10 t ha-1 ayrı ayrı ve birlikte uygulanmasının kıvırcık salata ve soğan bitkilerinin gelişimi ile inorganik gübreden (İG) yararlanma düzeylerine etkisini belirlemektir. Bu amaçla; Ayaş ve Ankara'da 2017 sonbaharında kıvırcık salata (Melina), 2018 ilkbaharında ise soğan (Metan 88) denemeleri yürütülmüştür. Bitkilerde ortalama baş ağırlığı, baş çapı, bitki boyu, yaprak eni, yaprak sayısı, yaş ve kuru ağırlık, nispi klorofil, toplam verim, askorbik asit ile N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Cu ve Mn konsantrasyonları belirlenmiştir. Kıvırcık salata bitkisinin inorganik ve organik gübre uygulamalarına bağlı olarak verim ve verim öğelerinin Ayaş'da önemli düzeyde artış gösterdiği belirlenmiştir. Ankara koşullarında ise İG uygulamalarına bağlı olarak sadece baş ağırlığı ve toplam verimin arttığı belirlenmiştir. Ayaş'da tüm organik gübre uygulamaları bitki N, P, K ve Ca içeriklerini önemli düzeyde artırmıştır. Ankara'da ise bitki P, K ve Ca içeriklerindeki artış düzensiz olmakla birlikte artan İG düzeyine bağlı olarak bitki P, K ve Ca içeriği artış göstermiştir. Soğan bitkisi toplam verimi Ayaş'da İG verilmediği durumda organik gübre uygulamasıyla önemli düzeyde artış göstermiştir. Ankara'da ise bitki ağırlığı ve toplam verim yalnızca BK ve KG'nin birlikte uygulandığı bitkilerde önemli düzeyde artmıştır. Soğan bitkisinde Ayaş'da tüm organik ve inorganik gübre uygulamaları bitki N, P ve K içeriklerini önemli düzeyde artırmış, Ca ve Mg içeriklerini ise sadece organik gübre uygulamaları artırmıştır. Ankara deneme alanında, %100 İG, BK ve BK+KG uygulamalarıyla N içeriği, İG uygulanmayan bitkilerde ise tüm organik gübre uygulamalarıyla P içeriği, BK ve BK+KG uygulamalarıyla K, Ca ve Mg içeriği artış göstermiştir. Sonuç olarak kıvırcık salata için BK+KG+%50İG, soğan için ise BK ve KG'nin birlikte uygulamasının verim ve verim öğeleri açısından daha uygun olduğu belirlenmiştir.

Biyokömürün eski maden teknosolündeki potansiyel toksik metallerin hareketlilik ve biyolojik alınabilirliğine etkisi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2019 Botanik Bilim Dalı
Endüstri ve madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan metal(loid)lerle toprağın kirlenmesi en önemli çevre sorunlarındandır. Nitekim, metal(loid)ler bozunmazlar ve topraklarda yüksek konsantrasyonlarda birikerek ekosistem üzerinde zararlı etkilere (örn. biyoçeşitlilik kaybı) neden olabilirler. Ayrıca, hayvanlar ve insanlar tarafından temasları ve yanlışlıkla tüketilmeleri sağlık sorunlarına yol açabilir; enzim bileşenlerini değiştirerek fonksiyon kaybına neden olabilirler ve bazı metal(loid)ler kanserojendir. Sonuç olarak, bu tür kirliliklerin etkisini azaltmak için fiziksel veya kimyasal bazlı yöntemler doğrultusunda temizleyici teknikler geliştirilmiştir. Ancak geliştirilen bu teknikler pahalıdır ve normal işleyen biyolojik toprak aktivitelerine zarar verebilir. Fitoremediasyon, düşük maliyetli bir alternatif ve çevre dostu bir teknik olarak toprak metal(loid)lerinin in situ mevcudiyetini kontrol etmek için spesifik bitkileri ve ilgili biyotayı kullanan bir iyileştirme metodudur. Bununla birlikte, asidik pH ve yüksek metal konsantrasyonları gibi toprağın bazı fiziko-kimyasal özellikleri nedeniyle bitkisel iyileştirme tekniğinin kurulması zor olabilir. Bu nedenle, toprak şartlarının geliştirilmesi ve fitoremediasyon uygulamalarına uygun hale getirilmesi için iyileştiricilerin uygulanması gerekir. Muhtemel iyileştiriciler arasında, biyokütle pirolizinin ürünü olan biyokömür, son yıllarda toprak verimliliğine olan yararlı etkileri nedeniyle ve aynı zamanda bir metal(loid) sorbent olarak da dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, yüksek düzeylerdeki As (539 mg kg-1) ve Pb (11453 mg kg-1) ile kirlenmiş olan eski bir maden (Pontgibaud / Fransa) Teknosolü üzerinde biyokömürün etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu anlamda değerlendirilen üç ana etmen: (i) toprağın fiziko-kimyasal özellikleri; (ii) metal(loid)lerin topraktaki hareketliliği ve biyoyararlanımı; (iii) toleranslı türlerden olan Ailanthus altissima ve Robinia pseudoacacia'nın iyileştirici uygulanmış kirli toprakta fitoremediasyon kapasitesi. Teknosol (P) kullanılarak üç farklı mezokozm deneyi yürütülmüştür: (i) %5 üç farklı hammaddeden (yumuşak odun (LW), sert odun (HW) ve çam ağacı odunu (PW)) elde edilen biyokömür ve %5 kompostun (C) ayrı ayrı veya birlikte uygulanması, (ii) %5 sert odun biyokömürü (B) ve %5 kompostun ayrı ayrı veya birlikte uygulanması, (iii) %5 sert odun biyokömürü + %5 kompostun birlikte uygulanması, bu grupların ozmokotlu (osm+) ve osmokotsuz (osm-) olarak ayrılması. Test edilen model türler olarak, birinci ve üçüncü mezokozmda Ailanthus altissima, ikinci mezokozmda ise Robinia pseudoacacia bitkileri seçilmiştir. Toprak gözenek suyunda temel kimyasal parametreler ve metal(loid) konsantrasyonları ölçülmüştür. Ayrıca, aynı toprak örneklerinde toprak mikroorganizmalarının analizi yapılmıştır. Ek olarak; iki bitki türü için de büyüme, organların kuru ağırlığı ve metal(loid) konsantrasyonları ile bitkilerdeki dağılımları belirlenmiştir. Sonuçlar, %5 biyokömür ve %5 kompostun

Biyokömürün toprağın biyolojik özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2021 Diğer
Topraklara biyokömür uygulaması, toprak verimliliğini ve karbon tutulumunu artırmak ve iklim değişikliğini önlemek üzere sera gazı emisyonlarını düşürmek için uygun bir yaklaşım olarak tanımlanmaktadır. Biyokömürün toprağın fiziksel özelliklerini ve besin tutulumunu iyileştirmek, topraktaki besin döngülerinde etkili olan mikrobiyal varlığı ve kompozisyonunu olumlu yönde değiştirmek gibi yararları olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, farklı tipteki bioyokömürlerin topraktaki mikroorganizmalar ve toprağın biyolojik özellikleri üzerindeki etkileri daha az ilgi görmüştür ve araştırılması gerekmektedir. Bu tezin temel amacı biyokömür uygulamalarının toprak mikroorganizmaları ve toprağın biyolojik aktivitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu tez, biyokömür uygulamasından sonra oluşan toprak biyolojik süreçleri ile ilgili olarak toprak mikroorganizmalarının davranışlarını anlamaya odaklanmış ve bu mikroorganizmalar ile biyokömür uygulamasından sonra toprak matrislerinde değişen kimyasal özellikler arasındaki ilişkiyi değerlendirmeye çalışmıştır. Çalışmada dört farklı tarımsal atığın (örtü altı domates atığı (Solanum lycopersicum L.), muz plantasyon atığı (Musa species), karanfil atığı (Dianthus caryophyllus L., 1753 ) ve bağ budama atığı (Vitis vinifera L., 1753)) iki farklı sıcaklıkta (300 ve 500 °C) piroliz edilmesiyle elde edilen sekiz farklı biyokömür kullanılmıştır. Biyokömür uygulamaları kullanılan bitki materyali ve son sıcaklığa göre bağ budama biyokömürü-300 oC (BB300), bağ budama biyokömürü-500 oC (BB500), domates biyokömürü-300 oC (DB300), domates biyokömürü-500 oC (DB500), karanfıl biyokömürü-300 oC (KB300), karanfil biyokömürü-500 oC (KB500), muz biyokömürü-300 oC (MB300) ve muz biyokömürü-500 ? (MB500) olarak belirlenmiştir. Test bitkisi olarak kıvırcık marul (Lactuca sativa var. crispa) kullanılmıştır. Deneme, tesadüf parselleri deneme desenine göre sera koşullarında saksı denemesi şeklinde kurulmuştur. Deneme, ard arda iki yetiştiricilik döneminde, 5 tekerrürlü olarak yürütülmüş olup toplam 45 saksı (4 tarımsal atık × 2 piroliz sıcaklığı × 5 tekerrür + 5 kontrol) içermiştir. Marul fidelerinin dikiminden bir hafta evvel 2 ton/da hesabına göre her saksıya ilgili biyokömürlerden 80 g uygulanmış ve homojen bir şekilde karıştırılıp sulandıktan sonra inkübasyona bırakılmıştır. Yetiştiricilik boyunca temel gübreleme programı uygulanmış ve toplam 6 gübreleme yapılmıştır. Bu amaçla 18-18-18 gübresi sulama suyu ile birlikte 0.5 g/1.5 L oranında her saksıya uygulanmıştır. Ayrıca, yetiştiricilik döneminin ortasına denk gelen 3. gübrelemede sadece bir defa olmak üzere her saksıya 1 g/1.5 L oranında kalsiyum nitrat [Ca(NO3)2] gübresi uygulanmıştır. Her yetiştiricilik döneminde belirli aralıklarla (0, 2, 4, 6 ve 8. haftalar) normal toprak örnekleri alınmış ve biyolojik parametreler (üreaz, alkalin fosfataz, ß-glikozidaz, dehidrojenaz, nitrifikasyon, denitrifikasyon, mezofilik bakteri sayısı) açısından analiz edilmiştir. Ayrıca her yetiştiri

Biyokütle temelli aktif karbon destekli manyetik demir nanoparçacık (AC-Fe3O4 MNPs) sentezi, karakterizasyonu ve sulu ortamdan p-nitrofenolün heterojen fenton benzeri reaksiyon ile gideriminin araştırılması

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2020 Diğer
Bu tez çalışmasında, Akdeniz'de yetişen ve değerlendirilemeyen biyokütlelerden aktif karbon hazırlanması ve organik para-Nitrofenolün (p-NP) sulu çözeltisinden gideriminde kullanılacak aktif karbon destekli manyetik nanoparçacıkların sentezi ve karakterizasyonu çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çam kozalağı, çam kabukları ve muz kabuklarından aktif karbon hazırlanmış; BET yüzey analiz yöntemi ile yüzey alanları belirlendikten sonra p-nitrofenolün adsorbsiyon yöntemi ile giderimi çalışmaları yapılmıştır. Çam kozalağından hazırlanan aktif karbon manyetik demir içerikli nanopartiküller için destek malzemesi olarak kullanılmış; sentezlenen manyetik demir içerikli nanopartiküllerin karakterizasyonu yapılarak sulu çözeltiden p-nitrofenolün heterojen Fenton benzeri reaksiyon ile gideriminde katalizör özellikleri belirlenmiştir.

Biyokütlenin hızlı piroliz parametrelerinin optimizasyonu ve katalizörün ürünlere etkileri

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2020 Diğer
Biyokütle, bol miktarda bulunması ve düşük emisyonu sebebiyle yakın zamanda tükenecek olan fosil yakıtların yerini alabilecek umut verici alternatif bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Termokimyasal dönüşüm teknolojilerinden olan hızlı piroliz, biyokütleyi biyoyağ gibi değerli ürünlere dönüştürmenin önemli yöntemlerinden biridir. Bu çalışmada, Nijer'de bol miktarda bulunan fakat az kullanılan Pearl Millet (Millet) ve Sida cordifolia (Sida) biyokütle olarak kullanılmıştır. Beş farklı ısıtma hızında (10, 20, 30, 40, 50 °C/dk) ve atmosferik basınç altında piroliz ve yakma proseslerini temsilen azot gazı ve hava ortamında her iki biyokütle için termogravimetrik analiz (TGA) gerçekleştirilmiştir. Kinetik ve termodinamik parametreler, eş-dönüşümlü modeller olan Flynn-Wall-Ozawa (FWO) ve Kissenger-Akahira-Sunose (KAS) ile belirlenmiştir. Daha sonra, Cevap Yüzeyi Yöntemi (CYY) kullanılarak, Millet ve Sida'nın hızlı pirolizinden maksimum biyoyağ verimi (BV) elde etmek için parçacık boyutu (PB), reaksiyon sıcaklığı (RS) ve azot gazı akış hızı (AGAH) gibi proses parametrelerinin optimizasyonu Merkezi Kompozit Tasarım (MKT) yaklaşımı ile gerçekleştirilmiştir. Deneysel tasarım ile seçilen proses parametrelerinin Millet ve Sida'nın pirolizi ile biyoyağ üretim verimine etkisi incelenmiş ve ANOVA analizleri ile faktörler açısından ampirik modeller oluşturulmuştur. BV ile parametreleri ilişkilendirmek amacıyla ikinci dereceden polinom denklemleri geliştirilmiştir. Optimize edilmiş proses parametre değerleri kullanılarak yapılan hızlı piroliz deneylerinde katalizörlerin, ürün dağılımı ve biyoyağ kalitesi üzerindeki etkilerini araştırmak için, zeolit socony mobil-5 (ZSM-5), seryum oksit (CeO2), zirkonyum oksit (ZrO2), çinko oksit (ZnO) ve sodyum karbonat (Na2CO3) gibi beş farklı katalizör kullanılarak Millet ve Sida'nın katalitik hızlı pirolizi (KHP) gerçekleştirilmiştir. Millet ve Sida'nın pirolizinden elde edilen TGA verileri FWO ve KAS modellerinde kullanılarak hesaplanan aktivasyon enerjisi (Ea) sırasıyla 89.63 ve 83.89, 80.74 ve 74.74 kJ/mol'dür. Benzer şekilde, Millet ve Sida'nın yakılmasından elde edilen TGA verileri FWO ve KAS modellerinde kullanılarak hesaplanan Ea sırasıyla 57.27 ve 49.47, 58.91 ve 51.08 kJ/mol'dür. FWO ve KAS kullanılarak elde edilen Ea, entalpi değişimi (?H), antropi değişimi (?S) ve Gibbs serbest enerji değişimi (?G) gibi kinetik ve termodinamik parametreler, Millet ve Sida'nın piroliz ve yakma yöntemleriyle biyoenerji üretimi için dikkate değer biyokütleler olduklarını göstermektedir. Optimizasyon işleminde, kübik ve kuadratik modeller sırasıyla Millet ve Sida'nın verilerini en iyi şekilde temsil etmiştir. Millet ve Sida'nın maksimum BV her iki biyokütle için %48.27 ve 48.00 olarak, 1.5 mm, 400°C ve 200 mL/dk optimum parametre değerlerinde elde edilmiştir. Optimize edilmiş proses parametre değerleri kullanılarak gerçekleştirilen KHP deneyleri sırasında BV, katalizör ve biyokütle türünden bağımsız olarak azalırken, biochar ve gaz ka

Biyometrik verilerde kesikli dalgacık dönüşümüne dayalı filigran tekniklerinin analizi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2020 Diğer
Amaç: Bu tez çalışmasında, biyometrik verilerin gömülmesi ve çıkarılması için kesikli dalgacık dönüşümü (KDD) frekans bantlarını değerlendirir ve analiz edilmiştir. Yöntem: Bu çalışma filigran görüntüsünü gömmek ve çıkarmak için KDD ile birleştirilmiş tekil değer ayrıştırması (TDA) kullanılmıştır. kesikli dalgacık dönüşümü (KDD) frekans bandında biyometrik verilerin gömülmesi ve çıkarılması için alfa harmanlama yaklaşımı kullanılarak ve kullanılmadan tek seviyeli ve çok seviyeli filigran teknikleri incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bulgular: Sağlamlığını incelemek ve sıkıştırma fonksiyonunun filigranlı görüntünün bütünlüğünü yok edip etmediğini kontrol etmek için sıkıştırma ve dekompresyon yaklaşımlarının performansı analiz edilmiştir. Ayrıca, farklı alt bantlarda filigran tekniklerinin görüntü işleme ve geometrik saldırılara karşı ne kadar sağlam olduğunu araştırılmıştır. Sonuç: Deneysel sonuçlar incelendiğinde, çok düzeyli KDD ve TDA filigranlama yaklaşımının tek düzeyli fligran yöntemlerinden daha sağlam olduğu gözlemlenmiştir. Yüksek yoğunluklu alfa değerinde KDD frekans bandları yaklaşık katsayı bandına (LL) baskın olduğu gözlemlenmiştir. Yoğunluk değeri azaldığında ise diğer bantlarda daha kararlı olduğu gözlemlenmiştir. Önerilen yaklaşımın kararlılığını ve verimliliğini kontrol etmek için, biyometrik veri kümesinin ürettiği sonuçları Lena (konak görüntüsü) ve Baboon (filigran görüntüsü) veri kümeleri ile karşılaştırmıştır. Anahtar Kelimeler: ayrık dalgacık dönüşümü; tekil değer ayrışma; kapak resmi; filigran; stego-görüntü

Biyomimetik tasarım yaklaşımları ile parametrik oyun alanı tasarımı

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Diğer
Oyun, çocukların dünya ile ilişkilerini keşfetmelerini sağlayan en önemli araçlardan biridir. Oyun oynamak çocukların fiziksel, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından önemlidir ancak sanayileşen şehirler ve dijitalleşen ortamlar çocukları oyun alanlarından uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle, yaşadığımız çağda çocukların açık havada oyun oynamalarını teşvik edecek ve onların bu yüzyılda farklılaşmış olan beklentilerine cevap verecek, yeni ve yaratıcı oyun olanakları sunan oyun alanlarının tasarlanmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda geleneksel oyun alanlarının doğuştan dijital çocuklarının beklentilerine cevap veremediğini iddia etmek mümkündür. Bu çalışmada, bu çağın çocuklarının açık havada oyun oynamalarını teşvik edecek ve onların farklılaşmış olan beklentileri ve yetenekleri ile uyumlu, yeni ve yaratıcı oyun olanakları sunan oyun alanlarının tasarlanmasında biyomimikri biliminin rolü irdelenmiştir. Doğada var olan renklerin, desenlerin, örüntü ve formlarının yanı sıra yapılaşmaları ve bütün bunların ardındaki süreci anlamaya yönelik çalışmalar çocuk oyun alanları tasarımına yeni yaklaşımlar kazandırabilir. Biyomimikrinin doğadan ilham alarak sunduğu form ve strüktürler çocuklar için afordanslar yaratabilir. Bu amaçla, bu çalışmada doğada var olan Voronoi diyagramları incelenerek dijital tasarım yaklaşımları aracılığı ile bir çocuk oyun alanı tasarlanmış, tasarımın sahip olduğu özellikler afordanslar yaratma potansiyeli bağlamında tartışılmıştır. Çalışmanın hipotezini test etmek amacıyla, önerilen oyun alanı tasarımının değerlendirilmesi uzman görüşlerine başvurularak yapılmıştır.

Biyomimikriye dayalı adaptif güneş kırıcı tasarımı

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans İngilizce 2021 Bina Bilgisi Bilim Dalı
Biyomimikri, yüksek performanslı, ayarlanabilir ve benzersiz doğal sistemlerin uyarlanabilir yapı kabuğuna bir mühendislik uygulaması olarak eklenmesine olanak tanımakta ve böylelikle yapı kabuklarını ısıl ve görsel konfor sağlama yeteneğine sahip etkileşimli bir bileşen haline getirmektedir. Bu tez çalışması, güneş kırıcı eleman olarak kullanılan uyarlanabilir bir kinetik cephe sisteminin tasarımında kullanılabilecek doğa kaynaklı bilgileri incelemek ve yasa ve denklemleri çözümleyebilmek amacıyla bir dizi nitel ve nicel yönteme odaklanmaktadır. Literatürdeki daha önceki çalışmalar, genellikle malzeme özelliklerini değiştirerek çevresel etkileri uyarlayan standart, malzeme tabanlı uyarlanabilir ve duyarlı yapı kabuğu elemanlarına odaklanmaktadır. Ancak parametrik uyarlanabilir bir kinetik cephe, dış ve iç ortam arasındaki ilişkiye ve bina kullanıcısının arayüze göre pozisyonuna dayalı olarak çevresel etkilerle (sıcaklık ve güneş radyasyonu) dinamik olarak etkileşime girmektedir. Bu nedenle bu çalışma iklime dayalı simülasyon aracılığıyla doğadan esinlenen kinematik uyarlanabilir bir cephe tasarımının (fonksiyonel senaryoya dayalı olarak) ısıl ve görsel konforu karşılama düzeyini saptamaya odaklanmaktadır. Tasarlanan doğadan esinlenen kinematik uyarlanabilir cephe sisteminin etkinliğinin test edilmesi amacıyla yarı ölçekli bir prototip olarak inşa edilmiş ve benzer iklim koşullarında prototipe ait ölçüm sonuçları simülasyon sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Bulgular, doğadan esinlenen kinematik uyarlanabilir güneş kırıcı sisteminin, iç mekan sıcaklık profillerine dayalı ısıl konfora ve kullanışlı gün ışığı aydınlatması (UDI) ve gün ışığı kamaşma olasılığı (DGP) gibi parametrelere dayalı olarak görsel konfora önemli bir katkı sağladığını ortaya koymuştur.

Biyomoleküllerin elektrokimyasal biyosensörler ile algılanması

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2013 Diğer
Bu çalışmada, indikatörlü DNA dizi algılama yöntemine dayalı bir elektrokimyasal genosensör tasarımı yapılmıştır.Algılama materyali olarak biyomoleküllerden, hakkında en fazla çalışma yapılmış olan E.coli bakterisinden yararlanılmıştır. Indikatör ( sinyal) ajanı olarak kuantum parçacıkları kullanılmıştır. Deney eş zamanlı yürütülen iki prosedüre dayalı olarak yapılmıştır.Yıkama aşamasından sonra da DPV tekniğiyle kuantum parçacığına ait -0.8V` ta sinyal ölçümleri alınmıştır. Çalışmalar biyosensör tasarımı için en uygun ve seçiciliğini en iyi verimle alınabildiği koşulları belirlemeye yönelik olarak yapılmıştır.Elektrot yüzeyinde oluşturulan örnek hibrit dizimizin, çözeltiden gelen ve etiket ajanı (kuantum parçacığı) içeren işaretleyici dizimizle birleşmesiyle Hibridize sandviç tipi dizi oluşturulmuştur. Böylece tasarlanan elektrokimyasal biyosensörü başarılı bir şekilde hibridize sandviç tipi dizi örneğini algılamayı başarmıştır.Tasarlanan elektrokimyasal biyosensör sayesinde, daha kolay, hızlı ve ekonomik bir biyomolekül algılama yöntemi oluşturulmuştur.

Bizmut oksit nanopartikülünün sığır böbrek MDBK hücre hattı üzerindeki apoptotik ve genetik hasar potansiyelinin incelenmesi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Biyoteknoloji Bilim Dalı
Bu çalışmada; genotoksik etkiyi belirlemek için tek hücre jel elektroforez (komet) yöntemi ve apoptotik etkiyi belirlemek için akım sitometri yöntemi kullanılmıştır. MDBK hücre hattı 30µg/ml, 60µg/ml ve 90µg/ml olmak üzere üç ayrı konsantrasyonda 90-210nm boyut aralığına sahipBizmut Oksit nanopartikülü ile muamele edilmiştir. Pozitif kontrol olarak H2O2(hidrojen peroksit), 10mM kullanılmıştır. Bu çalışmada; Bi2O3 nanopartikülünün tüm konsantrasyonlarında Genetik Hasar İndeksi ve Hasarlı Hücre Yüzdesi değerlerinde artış gözlenmiştir. Bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir(p>0,05). Akım sitometri analizinde ise 30µg/ml'lik konsantrasyonda erken ve geç apoptotik, canlı ve nekrotik hücre sayısında artış gözlenmiş ve bu artışın negatif kontrol ile istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlenmiştir(p<0.05). Akım sitometri parametreleri arasında negatif ve pozitif yönde korelasyon belirlenmiştir. Komet parametreleri arasında çok yüksek pozitif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Komet parametreleri ile akım sitometri analizinde erken, geç apoptotik hücre sayısı parametreleri arasında pozitif yönde orta ve zayıf düzeyde ama nekrotik hücre sayısı ile ise negatif yönde zayıf korelasyon tespit edilmiştir.

Bizning Tarihiy Yeziklirimiz adlı Uygurca eserin transkripsiyonu ile Türkiye Türkçesine çevirisi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2015 Eski Türk Dili Bilim Dalı
Yüksek Lisans çalışması olarak hazırladığım Bizning Tarihiy Yeziklirimiz adlı Uygurca eserde, şimdiye kadar ilim âleminde çok fazla bilinmeyen ancak Çin Halk Cumhuriyeti'nin müzelerinde muhafaza edilen, eski Uygur Türklerinin dil, edebiyat, tarih, arkeoloji ve folklor malzemeleri hakkında bilgi verilmektedir. Tez çalışması dil özellikleri, transkripsiyon metni ve metnin Türkiye Türkçesine çevirisi olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında eserin muhtevası, dili ve müellifi hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölüm olan dil özellikleri kısmında eserin imlası, fonetik ve Morfolojik özelliklerine yer verilmiştir. İkinci ve üçüncü Bölümde Arap harfli Çağdaş Uygur Türkçesi metni Latin harflerine aktarılarak transkripsiyonu yan yana verilmiştir. Sonuç bölümünde eser üzerinde bir takım değerlendirmeler yapılmıştır. Tez çalışmasının sonunda yer alan Ekler kısmında ise tez metninde müellif tarafından belirli konuları açıklamak için kullandığı resimlere yer verilerek tez çalışmam tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Eski diller, tarih, arkeoloji, folklor

Blockchain teknolojisinin kullanımında Fintech ekosisteminin rolü: Türkiye ve Malta örneği

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2020 Uluslararası İşletmecilik Bilim Dalı
Küresel pazarda gelişmiş bir teknolojik değişimle karşı karşıyayken, blockchain teknolojisinin muhtemelen uygulanacak en umut verici yenilik olduğunu görebiliriz. Merkezi olmayan sistemi ile blockchain, hayatlarımızı birçok farklı şekilde değiştirmeyi vaat etmektedir. Blockchain potansiyeli birçok girişimci, start-up şirketleri ve hükümet tarafından mevcut paradigmayı değiştirmek için dönüştürücü bir fırsat olarak tanımlanmaktadır. Bu fırsatından faydalanabilmesi için FinTech sektörünün rolü ne kadar etkili olup olmayacağını araştırmama yer verdim. Önemli ölçüde etkilenebilecek birkaç pazar var ve bunlardan biri kesinlikle finans sektörüdür. Blockchain teknolojisinin önümüzdeki yıllarda finansal hizmetlere yön verecek devrim niteliğinde bir yenilik olması bekleniyor. Peki FinTech ürünleri/hizmetleri kullanarak Türkiye piyasasına blockchain kullanıma ne kadar etkili olabileceğini görmek istedim, çünkü bu gelişimin sunmuş olduğu yaratıcı çözümlerini operasyonlarına hızlı bir şekilde entegre ederek verimliliğini ve müşterilere verilen hizmetin başka bir seviyeye taşıyabilir. Bu yüksek lisans tezi, FinTech sektörünün Türk ekosisteminde blockchain teknolojisinin uygulanmasını hızlandırmadaki potansiyelini ve blockchain adası olarak tanıtılan Malta'dan neler öğrenilebileceğini incelemektedir. Bu araştırma, iki finansal ekosistemin analiz edilmesini sağlayan, topladığım birincil ve ikincil kaynakları dikkate alınmıştır. Tezde formüle edilen araştırma sorusuna cevap verebilmek için, nitel bir araştırma ve kapsamlı bir literatür çalışması yapılmıştır. Ek olarak, bu konudaki görüş ve deneyimlerini incelemek için otuz sekiz FinTech uzmanıyla anket yapıldı ve onların perspektifinden Türkiye için SWOT analiz hazırlandı. Blokchain teknolojisini Malta kendi ekosisteminde umut verici bir şekilde entegre etmeye çaba sarf etmektedir, Türkiye ise bu örnekten çok sayıda öğrenebilecek pratikler fırsatına sahiptir. Aynı zamanda, Türkiye'nin büyük bir potansiyele sahip olduğu ve etkili bir şekilde büyük değişiklikler yapmak için iyi bir yolda olduğunu görebilmekteyiz. Bu nedenle, bu teknolojinin Türkiye'de aynı hızda gelişmiş ülkelerde benimsenmesi uygulamalarını dikkate alarak, küresel ekonomide daha rekabetçi hale gelebilecektir. Anahtar Kelimeler: Blockchain, Blockchain Teknolojisi, Blockchain Technology, Blokzinciri, Blokzincir Teknolojileri, Financial Technology (FinTech), Finans Teknolojileri (Fintek), Blockchain adası, Malta, Turkey

Blood supply of inferior turbinate and lateral nasal wall

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora İngilizce 2017 Diğer
Nazal kavite kanlanması epistaksis gibi bazı cerrahi girişimler gerektiren genel durumların tedavisi ve yeni gelişen özellikle sinüs ve kafa tabanı endoskopik cerrahilerinde operasyon sonucu oluşan dural defektlerin kapatılmasında iyi bir şeçenek olan endonazal flepler gibi birçok sebep yüzünden ilgi çekmektedir. Bu tip defektlerin başarıyla kapatılması iyi kanlanan bir flebe bağlıdır. Cavitus nasi kanlanması anatomi kitaplarında katkı sağlayan ana arterleri tanımlayarak ana hatlarını çizerken, cerrahi kitapları arterlerin seyrinin detaylarını cerrahi bakış açısından irdelemektedirler. Bu çalışmada diseksiyon mikroskobu kullanılarak 40 adet formalin fikse kadavra yarıkafasında nasal duvar ve concha nasalis inferior'a yönelik anatomik diseksiyonlar yapılmıştır. Lateral nazal duvar çalışıldığında a. sphenopalatina (SPA) 36 olguda foramen sphenopalatinum (SPF) öncesinde, 4 olguda da burun içinde dallarına ayrılmıştır. SPA, a. nasoseptalis (NSA) ve A. nasalis lateralis posterior (PLNA) dallarını verir. Üst concha arteri(STA) 15 olguda direk SPA'dan, 25 olguda NSA'dan köken almıştır. Orta (MTA) ve alt (ITA) concha arterleri PLNA'dan köken alır. Alt concha arteri ortalama uzunluğu 9.057 ± 1.674 mm, çapı 1.452 ± 0.172 mm ve alt concha arka ucundan uzaklığı 7.879 ± 1.529 mm'dir. Lateral nazal duvarda ITA ile a. ethmoidalis anterior ve a. facialis'in lateral nazal dalları arasında anastamozlar izlenmiştir. Sonuç olarak; lateral nazal duvar esas olarak SPA ve dalları tarafından beslenmekte, ethmoid ve facial arterlerin nazal dalları bu artere yaptıkları anastamozlarla katkı vermektedirler.

Blue economy and integrated transit route in East African Community

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans İngilizce 2021 Diğer
Yakın geçmişte, Ortak Devletlerin her biri sosyo-ekonomik büyüme için Mavi Ekonomi kaynaklarını genişletmek için önlemler almıştır. Bununla birlikte, açık politika ve yasal çerçeve eksikliği ve yetersiz altyapı, Mavi Ekonominin tam ölçekli kullanımını sınırlandırmıştır. Geleneksel ve geleneksel olmayan Mavi Ekonomi sektörlerinin zayıf organizasyonuy ile durum daha da kötüleşmektedir. Mavi Ekonomiyi destekleyecek altyapı geliştirme eksikliği, denize kıyısı olmayan Ortak Devletlerin okyanus ekonomisine katılımını sınırlamaktadır ve iç su kütlelerinin yetersiz kullanılmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte, bölgesel Entegrasyon olarak DAT, dönüşüm geliştirmenin aracıdır. Sonuç olarak, mevcut idari ve yasal yapısı, Ortak Devletlerin üzerinde tek tip Mavi Ekonomi Politikası oluşturabileceği güçlü bir temel oluşturmaktadır. Ayrıca Kuzey Koridoru Transit Antlaşması, toplu transit yol düzenlemesinin etkinliğinin bir kanıtı mahiyetindedir, bu nedenle antlaşma kapsamını Merkez Koridor'a genişletmeli ve ayrıca İç Su Yolları ve Demiryolları gibi diğer ulaşım modlarının gelişimini düzenlemek için bir temel olarak kullanılmalıdır. Araştırmanın amaçları, DAT için birleşik bir Mavi Ekonomi politikasının formüle edilmesinin özünü tespit etmek, Mavi Ekonomi ile diğer ekonomik sektörlerin birbirine bağlantısını ve sürdürülebilir kalkınma için birbirlerini nasıl beslediklerini açıklamaktır. Ayrıca, Mavi Ekonominin verimli kullanımı ve bölgesel ekonomik bloğun gelişimi için bir geçiş yolunun rolünün analiz edilmesidir. Bu araştırma nitel ve nicel veriler kullanılarak tematik içerik analizi ve betimsel istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, etkili geliştirme ve kullanım için DAT Mavi Ekonomi çerçevesinin gerekliliklerini ortaya koymaktadır. Son olarak, entegre geçiş yolu, sürdürülebilir kalkınmayı ve kullanımı desteklemek ve kolaylaştırmak için temel bir bileşendir.

Blue economy: Can it live to its promise?

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans İngilizce 2021 Diğer
İnsanoğlunun kaynakları elde etme ve tüketme konusunda doyumsuz bir ihtiyacı vardır. İnsanlığın nüfusu da son yıllarda katlanarak arttı. Bunun, hızla tükenmekte olan arazi kaynakları üzerinde olumsuz bir etkisi olacağı şüphesizdir. Kara kaynaklarının tükenmesine ek olarak, iklim değişikliğinin etkileri de hissediliyor ve denizler dengeli bir şekilde yönetilmezse, etkileri zaten sınırlı olan kaynaklar bir bütün olarak insanlığı daha fazla mahvedebilir. Sonuç olarak, insanoğlu bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamak için daha saldırgan bir şekilde denizlere yönelmiştir. İnsanoğlu yaratıcılıkla kutsanmıştır ve her zaman kaynakları tüketmesini veya kullanmasını haklı çıkarmanın yeni yollarını bulur. Bu teklifte, Mavi Ekonomi (ME) kavramı icat edildi. ME, ideal olarak bir bütün olarak yaşamı iyileştirmeyi, eşitlik gibi sosyal yönleri kapsamayı ve mevcut ve aynı zamanda gelecek nesiller için sürdürülebilir yollarla ekonomiyi büyütmeyi amaçladığı için kendi kapsamında iddialıdır. Sürdürülebilir kalkınma savunuculuğu nedeniyle ME'ye büyük destek var. Kuşkusuz, yaygın olarak vurgulanan birçok avantajı vardır, ancak dezavantajları konusunda çok az literatür vardır. Bir hikâyenin bir tarafını anlatmakta tehlike vardır. Dâhil olan tüm paydaşların gerçekçi beklentilere sahip olmasını sağlamak için ME'ye yönelik bütünsel bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

Bluetooth düşük enerji iletişiminde gelişmiş şifreleme standardı (AES) şifreleme, uygulama ve karmaşıklık analizi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2017 Diğer
Bu tezi STM32F407 Discovery geliştirme board ve akıllı mobil telefon arasında Bluetooth düşük enerji bağlantı kurarak aktarılan veriler üzerinde gelişmiş şifreleme standardı uygulanıp anlatmaktadır. Üstelik Bluetooth düşük enerji üzerinde aktarılan veriler üzerinde uygulanan gelişmiş şifreleme standardının ne kadar zaman harcandığını, yani zaman karmaşıklığından bahsetmektedir. Yani, teori olarak 16 bayt altında olan veriler aynı zaman içinde şifrelenip şifrelenmediğini kontrol etmekte olup verilerin miktarı arttıkça ne kadar zaman kaybettiğini belirlenip analiz yapılmaktadır. Verileri kısa mesafede göndermek için yapılan ve açık olan Bluetooth düşük enerji protokolü dünyanın her yerinde kullanılmakta ve piyasada yeni çıktığı için hızla gelişmekte olan bir teknolojidir. Örneğin, Bluetooth düşük enerjili hoparlör, insanların sağlığı için yardımı dokunan kalp atış ölçümü ve her türlü veri gönderilmesi için uygulanmıştır. Dolayısıyla Bluetooth düşük enerji, kullanılan donanımlar üzerinde şifreleme uygulanırsa veriler daha güvenli bir şekilde aktarılabilmekte ve herhangi biri tarafından kolayca bozulmasını önlemektedir. Aynı zamanda uygulanan gelişmiş şifreleme standardı simetrik olduğu için onu kullanarak şifrelenen verinin çözülmesi daha zordur ve bu şifreleme algoritması Birleşik Amerika devletinde şifreleme standardı tarafından kabul edilmiş bir algoritma olduğu için güvenirliği her açıdan sağlanmıştır. Veri şifreleme, veri haberleşmesinde kullanılarak daha gelişmiş hale gelmekte olup aynı anda veri şifrelemede harcanan zamanı da azaltmaktadır. Bu yüzden düşük güçlü BLE'de AES uygulanıp onun üzerinde analiz yapılmaktadır.

Bm koruması altındaki bölge ve bu bölgede işlenen suçlar

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2021 Kamu Hukuku Bilim Dalı
Bosna Hersek'teki korunan alanların kaybedilmesi ve bu bölgelerin yıkılmasının hemen ardından uluslararası hukuk tarafından bilinen en ciddi suçlar ve Ruanda'da 1990'larda işlenen suçlar nedeniyle insani müdahale ile sonuçlandı. 1990'larda ortaya çıkan etnik, dini ve aşiret çatışmaları ile uluslararası olmayan çatışmalar, çok sayıda mülteci dalgasına ve çok sayıda kişinin yaralanmasına, ölümüne neden oldu. Bütün bunlar, uluslararası toplumu çatışma bölgesindeki sivil nüfusa koruma sağlamak için bir eylem modeli bulmaya zorladı. İlk başta, korunan alanların sivil nüfusu korumak için en ideal kavram olduğu düşünülüyordu. Soykırım sonrası dönemde Irak'ta ve daha sonra Ruanda'da güvenli bölgeler oluşturma kavramının ilk kez ortaya çıkmasıyla elde edilen kısmi başarı, bu kavramın umut verici olduğunu ve gelecekte silahlı çatışmaların yaşandığı bölgedeki sivil nüfusun korunmasına katkıda bulunmanın insani müdahalenin en önemli unsuru haline geleceğini gösterdi. Ancak, uluslararası toplum tarafından Bosna'da yaşanan güvenli bölgelerin çöküşünden sonra, bu varsayımın kısa süre sonra yanlış olduğunu kanıtlandı. Güvenli bölgeler kavramı resmi bir insani müdahale aracı olma statüsünü kaybetti. Buna paralel olarak, 1990'larda ortaya çıkan ve birden bire ortadan kalkan BM'nin güvenli bölgelerin kurulması kavramının söyleyebiliriz. 1990'larda korunan bölgelerin yaratılamaması, 21. yüzyılda bazı BM üyelerinin çok sayıda talebine rağmen silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde yeni koruma bölgelerinin oluşmasının kaçınılmasının en önemli nedenlerinden biridir. 21. yüzyılın silahlı çatışma açısından başlangıcı 1990'lardan farklı değildi. Ortadoğu'da bazılarının bugüne kadar devam ettiği kanlı çatışmalara dönüşen yeni isyanlar çıktı. Kuşkusuz, bu çatışmaların çoğunda güvenli bölgeler oluşturma ihtiyacı vardı ancak bir dizi talebe rağmen oluşum asla gerçekleşmedi ve bir milyondan fazla sivil, kadın ve çocuğun öldürüldüğü bir durumla sonuçlandı. Bu bakış açısıyla, insani müdahalenin bir ölçüsü olarak güvenli bölgelerin kurulmasının Ortadoğu'daki sivil nüfusun çektiği acıların ve çilelerin azaltılmasına büyük katkı sağlayacağına şüphe yoktur. Doktora tezinin amacı, hem çeşitli teorik yaklaşımları gözden geçirerek hem de dünyadaki yerleşik korunan alanları analiz ederek korunan alanlar kavramına kapsamlı genel bir bakış sağlamaktır. Uluslararası insancıl hukukta, bazıları Cenevre Sözleşmelerinde de bulunan farklı terimler kullanılmaktadır. Bu, diğer şeylerin yanı sıra kesinlikle korunan alanlar kavramının bir parçası olan hastane ve tarafsız bölgelerden, güç kullanımıyla ilgili herhangi bir eylemin yasak olduğu alanlardan bahsetmektedir. Kuşkusuz, insancıl hukuku ihlal eden silahlı çatışmalar, temel insan haklarının ağır ihlalleri için verimli bir zemin oluşturuyor, bu tür çatışmalarda ayrım gözetmeyen cinayetler ve sivil nesnelerin imhası olağan hale geliyor. Güvenli bölge oluşturma kavramı yalnızca sivil nüfusu korumaya yönelik ek bir önlem olup, insani hukukun

Boğaziçi Asma Köprüsü'nün askılarının değişiminden önce ve sonraki yapısal davranışının incelenmesi

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Yüksek Lisans Türkçe 2019 Yapı Bilim Dalı
Boğaziçi Asma Köprüsü, Türkiye'deki uzun açıklıklı asma köprülerden biridir. 1973 yılında trafiğe açılmış ve o günden bu yana İstanbul'un trafik ağındaki en önemli bağlantılardan biri olmuş, 1074 metre uzunluğunda bir ana açıklığa sahip ve askılarının orijinal yapılandırması ters V biçiminde olan bir yapıdır. Ocak 2004'te meydana gelen bir fırtına sırasında köprünün Avrupa tarafındaki kulesine yakın bir askı-tabliye bağlantısında oluşan hasar köprüde eğik veya düşey askıların kullanılması konusunda bir tartışma başlatmıştır. Temmuz 2015'te, askılar değiştirilmiş ve askılar düşey olacak şekilde değiştirilmiştir. Bu çalışmada, geometrik olarak lineer olmama dikkate alınarak Boğaziçi Asma Köprüsünün eğik ve düşey askılarla karşılaştırmalı iki boyutlu (2B) ve üç boyutlu (3B) sonlu elemanlar analizi gerçekleştirilmiştir. Önce iki boyutlu (2B) ve üç boyutlu (3B) sonlu eleman modelleri kullanılarak köprünün eğik askılarla statik ve dinamik analizleri yapılmıştır. Sonra, köprünün aynı boyutlarda sonlu eleman modelleri ile aynı analizler gerçekleştirilmiş, ancak eğik yerine düşey askılar kullanılmıştır. Dinamik analizde, yer hareketleri için 1999 Kocaeli Depremi Gebze istasyon kayıtlarının GBZ000 bileşeni kullanılmıştır. Eğik ve düşey askılarla hem iki boyutlu (2B) hem de üç boyutlu (3B) statik ve dinamik analizler ile elde edilen yer değiştirme ve iç kuvvetler hesaplanmış ve birbiriyle karşılaştırılmıştır. Tüm sonlu elemanlar modelleri, analizleri ve hesaplamaları SAP2000 programı ile gerçekleştirilmiştir.

Bolşevik idaresi döneminde Kazakistan'da Rus hâkimiyeti ve Türkler (1917?1936)

Thesis Number level Language Year Bilim Dalı
Doktora Türkçe 2010 Diğer
Rusya'da 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali, komünist ideolojiye dayalıyeni bir sistemin ve proleter dünya devleti hedefine yönelik bir sürecin başlangıcınıoluşturmaktadır. Bu nedenle konu, tarihi bir öneme sahiptir. Sovyet rejimininkurulmasıyla birlikte, sosyalist ilkeleri gerçekleştirmek için hayatın her alanınıkapsayan tedbirlere girişilmiştir. Bolşevik dönem, tüm ülke halkları için büyük birdeğişimi getirmekle beraber, bu değişimin yönü, baştaki beklentilerin hüsranlasonuçlanmasına neden olacaktır. Kazakistan'daki ihtilal, Kazak bağımsızlıkhareketinde adeta bir okul işlevi görmüş, idarenin Bolşeviklerin eline geçmesindenitibaren uygulanan totaliter politikalar, milliyetçi eğilimleri harekete geçirmiştir.Bu çalışmanın amacı, Bolşevik yönetiminin Kazakistan'da uyguladığı asimilasyonfaaliyetlerine rağmen, bağımsız kimlik bilincinin yok edilemediği gerçeğini ortayakoymaktır. İncelen kaynaklar ve yapılan tahliller, Türk kültürünün komünist ideolojikarşısında direnç göstererek, mücadele yoluyla daha da güçlendiği sonucunu ortayakoymuştur. Çalışmada, hem Rus hem de Kazak yazarların eserleri dikkate alınmış,bunların karşılaştırılmasıyla bir senteze varılmaya çalışılmıştır. Böylece tarafsız birdeğerlendirme ile konunun tüm boyutları aydınlatılmak istenmiştir.Yıllardır Rus emperyalizmi altında yaşayan Kazak Türkleri, bağımsızlıklarınıkoruma şartıyla yeni rejimi desteklemişlerdir. Bu şart yerine getirilmeyince,enternasyonal komünist idealler, millet olgusu karşısında yenilmiştir. Uygulananbaskılar, Türk kimliğini asimile etmek bir yana, bu kimliğin daha da vurgulanmasınasebep olmuştur. Böylelikle, Sovyet yönetiminin tarihi emelleri, amaçlananın tam tersisonuçlar doğurmuştur.